Türkiye’de katılım finansın kurumsal serüveni, 1985 yılında Özel Finans Kurumlarının faaliyete başlamasıyla başladı. 2005 yılında Bankacılık Kanunu ile sektör “Katılım Bankası” statüsüne kavuştu. Bu değişiklik, finansal güven, denetim ve sistem bütünlüğü açısından önemli kazanımlar sağlarken, katılım finansın bankacılık sistemiyle daha güçlü şekilde entegre olmasının da önünü açtı.

2005–2018 döneminde katılım finansa özgü şer’î yönetişim mekanizması mevzuat düzeyinde ayrıntılı biçimde düzenlenmemiş; ürünler büyük ölçüde bankaların danışma komiteleri, uluslararası standartlar ve sektör uygulamaları doğrultusunda geliştirilmiştir. 2018 yılında yapılan düzenlemelerle Danışma Komitesi ve Merkezi Danışma Kurulu hukuki zemine kavuşmuş, yönetmelik ve tebliğlerle önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bununla birlikte katılım finansın temelini oluşturan birçok husus hâlen kanun düzeyinde açık ve kapsamlı bir düzenlemeye kavuşmuş değildir.

Bugün hâlâ gerçek mülkiyet devri, vekâlet ve sipariş ilişkileri, satış akitleri, riskin üstlenilmesi, fatura süreçleri, katılım finans sözleşmelerinin hukuki niteliği ve şer’î yönetişim mekanizmasının kapsamı gibi temel konular ağırlıklı olarak yönetmelikler, tebliğler ve Danışma Komitesi kararları çerçevesinde yürütülmektedir. Oysa bu alanların kanuni güvenceye kavuşturulması, alt düzenlemelerle desteklenmesi ve katılım finansa özgü düzenleyici ile denetleyici kurumsal yapılarla güçlendirilmesi; hem uygulama birliğini sağlayacak hem de sektörün özgün kimliğini daha sağlam bir zemine oturtacaktır.

Temeli 2016 yılında atılan ve farklı dönemlerde yeniden gündeme gelen Katılım Finans Kanunu çalışmaları sektör açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Tartışmalar çoğu zaman “katılım bankacılığı” ismi, fatura ve mülkiyet yapısı veya miras hükümleri gibi başlıklara odaklansa da asıl mesele, katılım finansın kendine özgü hukuki altyapısının oluşturulmasıdır.

Katılım Finans Kanunu, yalnızca mevcut Bankacılık Kanunu’nda sınırlı değişiklikler yapmakla yetinilmemelidir. Katılım finans standartlarını, şer’î denetim sistemini, finansman akitlerinin hukuki niteliğini ve katılım finansa özgü işlem esaslarını doğrudan kanun seviyesinde düzenleyen müstakil bir hukuki çerçeve oluşturulmalıdır.

Katılım finansın sürdürülebilir büyümesi; bankacılık sisteminin gereklilikleri ile İslam hukukunun temel ilkeleri arasında sağlıklı bir uyum kurulmasına bağlıdır. Müstakil şer’ düzenleyici kurumla birlikte gerçek mülkiyet devrini esas alan, riskin fiilen üstlenildiği, vekâlet ve satış ilişkilerinin açık şekilde tanımlandığı; ortaklık finansmanı, girişim sermayesi, varlığa dayalı finansman ve uluslararası sukuk uygulamalarını destekleyen güçlü bir hukuki altyapı, sektörün güvenilirliğini ve uluslararası rekabet gücünü önemli ölçüde artıracaktır.

Katılım finans artık ikinci kırk yılın başındayken, sektörün en büyük ihtiyacı sektörden aldığı pay değil güçlü bir hukuki zemindir.